40,2605$% 0.13
46,7434€% 0.12
53,9764£% 0.26
4.321,42%0,57
10.219,48%-0,06
4784426฿%1.68037
02:00
Günümüzde bayramların ve tarihsel kutlamaların niteliği, içinde yaşadığımız politik, sosyolojik ve psikolojik dinamiklerin bir yansımasıdır. Dini veya ideolojik temelli kutlamalar, birey ve toplumlara, ideolojik bağlılıklarını pekiştirdikleri yanılsamalı bir özgürlük alanı sunar. Ancak, Hannah Arendt’in “toplumun kendine yalan söyleme kapasitesi” olarak tanımladığı ideolojik yapıların etkisiyle, bu tür bayramlar derin bir kendini kandırma pratiğine dönüşebilir. Ulusal ve dini bayramlar, bireylerin ve toplumların “köklerine” tutunma çabası içinde, kendi öznelliklerinden feragat ederek, adeta bir simülasyon evreninde yaşamalarını sağlayan ideolojik aparatlar haline gelmiştir.
Tarihin Yüceltilmesi ve Kolektif Bilinçaltı
Ulusal bayramlar, sosyal bir grubun kolektif bilinçaltını şekillendiren en güçlü araçlardan biridir. Sigmund Freud’un “kolektif bilinçdışı” kavramı, bu tür ritüellerin psikolojik köklerini açıklamaya yardımcı olur. Bayramlar ve kutlamalar, geçmişe duyulan özlemin ve tarihi yüceltmenin ifadesi olarak, toplumların kolektif kimliklerini yeniden üretmelerine olanak tanır. Ancak burada kritik olan, bu tarihsel anlatıların “ne kadar gerçekçi” olduğundan ziyade, toplumu nasıl bir kimliğe yönlendirdiğidir. Bayramlar aracılığıyla geçmişin “parlak günlerine” özlemle tutunmak, bireyin içsel özgürlüğünü sınırlayan ideolojik bir araç haline gelebilir. Bu nedenle, Freud’un tanımladığı üzere, bu tür kolektif anımsamalar, bireylerin bilinçaltında bir “psikolojik illüzyon” yaratır; sanki hala o eski değerlere bağlı bir yaşam sürüyorlarmış gibi hissetmelerini sağlar.
Politik İdeolojinin Yansıması Olarak Bayramlar
Günümüzde siyasi partilerin, özellikle dini ve ulusal bayramları kutlama biçimleri, bu olayların ideolojik araçlara dönüştüğünü gösterir. Louis Althusser’in “devletin ideolojik aygıtları” kavramına göre, devlet, eğitim, medya ve bayramlar gibi araçlarla, bireyleri kendi ideolojisine uygun bir şekilde şekillendirir. Özellikle dini vurgulara dayalı bayramlar, toplumun belli kesimlerinde, sanki hala dini idealler doğrultusunda yaşanıyormuş gibi bir yanılsama yaratır (Genel ifade olarak dini denilmektedir doğrusu inançsaldır.). Oysa, Max Weber’in “dünyanın büyüden arındırılması” (disenchantment) kavramında belirttiği gibi, modern toplumlar sekülerleşmeye doğru evrilmiştir; dini bayramların toplumdaki anlamı ise giderek sembolik ve törensel bir niteliğe bürünmüştür. Bu da, Weber’in ifade ettiği gibi, kutsalın sekülerleştirilmesi sürecinde, kutsalların ve/veya değerlerin gitgide yüzeysel bir hale gelmesine yol açar.
Diğer yandan, Atatürkçülerin Cumhuriyet’in ilanını her yıl tekrar eden bir ritüel olarak kutlamaları da benzer bir ideolojik paradoks içerir. Burada yaşanan, Jean Baudrillard’ın “simülakrlar ve simülasyonlar” kuramı ile açıklanabilir. Baudrillard’a göre, simülasyonlar, gerçeğin yerini alarak yeni bir gerçeklik algısı yaratır. Cumhuriyetin, gerçekliğini yitirmiş bir vaka olarak her yıl kutlanması, aslında bir simülasyonun, yani “var olmayan bir Cumhuriyet ideali”nin yaşandığı yanılsamasını yaratır. Bu bağlamda, toplumsal kutlamalar, Baudrillard’ın tanımıyla “hiper-gerçeklik” oluşturur ve bireyleri sahte bir gerçekliğe mahkum eder.
Emperyalizm, Bayramlar ve Kolektif Psikolojinin Manipülasyonu
Bu simülatif yapılar, aynı zamanda küresel güçlerin ideolojik hegemonyalarını sürdürme çabalarının bir ürünü olarak görülebilir. Gramsci’nin “kültürel hegemonya” kavramı, emperyalizmin, toplumları içsel bir denetim mekanizmasıyla nasıl kontrol altına aldığını anlamamızda yol göstericidir. Bayramlar, Gramsci’nin hegemonya kavramında tanımladığı üzere, baskıcı bir yapıyı barındırmasa da, bireylerin düşünce yapısını biçimlendiren, “gönüllü” bir itaat biçimini içerir. Dini bayramların toplumları, hala bir dini kimliğe sıkı sıkıya bağlı olduklarına inandırması; ulusal bayramların ise, toplumun bağımsız ve demokratik bir düzen içinde var olduğunu düşündürmesi, emperyalizmin örtülü etkisinin bir yansımasıdır.
Buna ek olarak, Uluslararası sermayenin küreselleşme çağında, bireylerin bu tür bayramlar yoluyla “tatmin” edilmesi, aslında gerçek bir özgürlük sunmayan sembolik bir haz yaratır. Slavoj Zizek’in “ideolojik fantazma” kavramı, burada bireylerin, gerçek bir değişim yaratmayan bu ideolojik yanılsamaya nasıl kapıldığını anlamamıza yardımcı olur. Zizek’e göre, ideolojiler, bireylere gerçekliği dönüştürmeden, kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan boş bir tatmin sağlar. Dini ve ulusal bayramların sürekli kutlanması da, bireyleri “sanki bir şeyler değişiyormuş” hissine kapılarak gerçek bir değişim isteğinden uzaklaştırır.
Bayramların İşlevi ve Modern Toplumdaki Anlam Krizi
Modern toplumlarda bayramlar, bireylere sembolik bir kimlik sunarak bir çeşit “aidiyet” hissi yaratır. Ancak bu aidiyet, varoluşsal bir anlam arayışının yerini alarak bireyleri oyalayan yüzeysel bir haz sunar. Viktor Frankl’ın “insanın anlam arayışı” kavramı burada devreye girer; modern birey, gerçek anlamını bulma yolunda zorlanırken, bayramlar aracılığıyla bir “geçici anlam” sunularak tatmin edilmeye çalışılır. Ancak bu geçici tatmin, bireyin gerçek anlam arayışını bastırır ve toplumsal bir uyuşukluk yaratır.
Modern bayramların işlevi, aslında bireyin varoluşsal yalnızlığını örtmeye yönelik bir kolektif yanılsamadır. Jacques Lacan’ın “ayna evresi” kavramı burada da aydınlatıcıdır. Birey, bayramlar aracılığıyla kendi öz-benliğini yansıtan bir kolektif aynada kendisini görür, ancak bu görüntü, gerçekte olmayan bir kimliğin yansımasıdır. Yani, dini bayramlarda bir “dindar toplum”, ulusal bayramlarda ise “bağımsız ve demokratik bir toplum” yanılsaması yaratılır. Bu yanılsama, bireylerin kendi gerçekliklerinden koparak toplumsal bir “ideal” içinde var olmalarına sebep olur.
Bayramlar ve Bireyin Özgürlüğü Üzerine Bir Eleştiri
Ulusal ve dini bayramlar, bireylerin ve toplumların ideolojik olarak şekillendirilmesi sürecinde güçlü birer araçtır. Bu kutlamalar, bireylere var olmayan bir dini veya siyasi ideolojinin gerçek olduğunu düşündürterek onları bir anlamda “kendine yabancılaştırır”. Nihayetinde, bayramların ideolojik işlevi, bireylere özgürlük sunmak yerine, onları bir simülasyonun içinde hapseden bir kendini kandırma pratiği sunar. Felsefi bağlamda, bu tür bayramlar, bireylerin gerçek özgürlüğünü sınırlandıran, onları yanıltıcı bir tatmin alanına mahkum eden ideolojik yapılar olarak değerlendirilebilir.
Modern birey, gerçek anlam ve özgürlük arayışını, sembolik bayramlar aracılığıyla sunulan yanılsamalardan ayırmadıkça, bu kolektif kendini aldatma döngüsü devam edecektir.
1
Bielefeld’de Tantuni Keyfi Gerçek Lezzet By Yol Restaurant Café Bar’da!
29907 kez okundu
2
The Politicization of the Alevi Movement and the Struggle for Identity
17367 kez okundu
3
By Yol Restaurant Bielefeld’de Türk Mutfağının Almanya’daki Lezzet Durağı Oldu
10545 kez okundu
4
Die Konföderation der Alevitischen Vereine in Europa eröffnet diplomatische Vertretung in Straßburg
7876 kez okundu
5
By Yol Restaurant Cafe Bar Die Traditionelle Adresse der Türkischen Küche in Bielefeld
4474 kez okundu