“Devlet Adamlığından” Politikacılığa Almanya’nın “Felsefi Kültüründen” Duygusal Çöküşüne!

Almanya'da aşırı sağcı AfD’nin yükselişi, hem iltica edenler hem de Alman vatandaşlarının yaşadığı sorunlara yeterince çözüm üretmeyen sol partilerin halk nezdinde güven kaybetmesiyle doğrudan ilişkili mi?

AfD, göçmen karşıtı söylemlerini ve İslam'ın etkisini sınırlama politikasını öne çıkararak, özellikle doğu eyaletlerinde büyük bir destek topluyor. 2019’da göçmen politikalarına destek oranı %33 iken, 2024’te bu oran %46’ya çıktı. AfD'nin bu yükselişi, sadece tepki partisi olmanın ötesine geçip "sorunları çözme kapasitesine" sahip bir alternatif olarak görülmeye başlandı. Seçmenlerin %51'i AfD'yi sorunları çözecek parti olarak görüyor (DW).

AfD'nin başarısının temelinde, artan enflasyon, enerji maliyetleri ve göç krizi gibi sorunlara yönelik somut çözümler sunduğu inancı yatıyor. Sol partiler ise genellikle insan hakları ve çevre politikaları üzerine odaklanıp ekonomik ve göç sorunlarına yönelik elle tutulur bir çözüm sunmadıkları eleştirisiyle karşı karşıya. Örneğin, Yeşiller ve SPD'nin aşırı sağcı partilerin yükselişi karşısında zayıf kalması, sadece klasik insan hakları söylemleriyle yetinmeleri sebebiyle mevcut tabloyla kaşılaşıldı (Euronews).

AfD ve Genç Seçmen!

AfD’nin yükselişi genç seçmenler arasında da dikkat çekiyor. 16-24 yaş arasındaki gençlerin %16'sı AfD’ye oy verirken, 25-34 yaş grubunda bu oran %18’e çıktı. Ayrıca, Almanya'nın doğusundaki Thüringen gibi eyaletlerde AfD'nin, özellikle SPD ve Yeşiller’e karşı büyük bir zafer kazanması bekleniyor (Halk TV). 

Bu durum, sol partilerin sadece popülist sağ söylemlere karşı durmakla yetinmeyip, halkın ekonomik ve toplumsal endişelerine yönelik daha somut ve bütüncül politikalar geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. AfD'nin yükselişinin merkezinde hükümetin göçmenlik ve ekonomi politikalarına dair başarısızlıkları yer alıyor ve bu, yalnızca aşırı sağın değil, yeni sol partilerin de sahaya çıkmasına neden oluyor.